Coronavirüs Krizi – Murat SATI Blogs

Kimseye içinde bulunduğumuz salgını hatırlatmaya gerek yok; her gün bu gerçeği yaşıyoruz. Yeni koronavirüs ( COVID-19 ) intikam alırcasına saldırdı ve kimsenin güvende olmadığını kanıtladı.

Dünya çapında karantinaya alınmanın gerçekliği ve sosyal mesafe uygulaması, temizlik malzemeleri ve yiyecek stoklanmasıyla sonuçlandı. Virüs bulaşan veya vefat eden insan sayısındaki artış da bir gerçek olarak yerini aldı.

Virüsü çevreleyen histeri ( duygusal bozukluk, psikonevrotik bozukluk ) aşırıdır ve çoğumuz stresliyiz. Multipl Skleroz ( MS ) ve diğer kronik hastalıkları olan birçoğumuzun yaşadığı gibi kaygıya katkıda bulunan yüksek alarm durumundayız.

İnkar edilemez bir şekilde felaket bir zamanın içindeyiz. Sosyal mesafenin pek çok yalıtılmış ve bunalmış bir hissi vardır. Kendimizi ve başkalarını korumak için evlerimizde kalmamız söylenir. Topluluklar depresyon ve yerinden edilmeyle mücadele eder . Ekonomiden sağlık sistemine kadar yaşamımızın her yönü tehlikeye atılmıştır. Korkarız.

Eksik olanın bilincindeyiz. MS ve kronik hastalıklarla yaşayan insanlar olarak dikkatliyiz. Tehlikeli bağışıklık sistemleri bizi bakteri ve virüslere karşı insan petri kaplarına ( bakteri üretme kabı ) dönüştürür.

Kişisel temizlik, güvenlik önlemleri ve önleme protokollerinin çoğu topluluklarımızda zaten uygulanmaktadır. El yıkama, hijyen ve dezenfeksiyon standarttır. Hasta olduğumuzda tek kalmak veya başkaları hasta olduklarında uzak durmalarını istemek yaygın bir uygulamadır. Ancak herkesin talimatlara uymadığı da bilinen bir gerçektir.

Benim esasen kendi açımdan hiç bir korkum olmadı, benim korkum virüsün sevdiklerime bulaşmasıydı. İnsanların, özellikle kronik rahatsızlık sahiplerinin ya da sevdikleri rahatsız olanların, korkularını gördüm. Yaşı geçkin olanların sevdiklerinin yanında olamadıkları için üzüntülerine şahit oldum. Dediğim gibi, kendi açımdan hiç korkmadım, bağışıklık sistemimin aşırı çalışıp şaşkın olduğunu biliyordum, ona güvendim 🙂

Korkuyu, kaygıyı ve belirsizliği yönetmeye yardımcı olabilecekleri sizinle paylaşmak istiyorum.

  • Bilgi kaynaklarıyla haşır neşir olmayın.

Tüm gün evde oturup haberleri dinlemek kaygınızı arttırabilir. Bilgili kalmanın bir zorunluluk olduğunu kabul ediyorum, ama aynı zamanda aşırı da olabilir ve depresyon duygularına katkıda bulunabilir. Aynı zamanda ortalıkta çok yanlış bilgiler de var.

Tıp uzmanlarını dinliyorum, sosyal medyada doktorları takip ediyorum ( özellikle MS ile ilgili doktorları ) güvenliğimi sağlamak için gerekli önlemleri alıyorum ve bunalmış hissettiğimde salgınla ilgili haberleri izlemeyi ya da takibi kesiyorum.

  • Online olun.

MS’e yakalanmadan önce dışa dönük ve sosyal bir insandım. Ailem beni evde gördüğünde şaşırırdı. O zamanki “Murat”ın sosyal mesafe terimini duyması zihinsel ızdıraplarını artırabilirdi. Ama MS olduğumdan beri zaten tabiri caizse “sosyal mesafe” sahibiyim, asosyaldim. O zamandan beri, sosyal mesafenin bir tecrit olmadığı sonucuna vardım.

İlişkilerin sürdürülmesi fiziksel etkileşimlerin çok ötesine uzanır. Whatsapp, Skype, Viber, Zoom vb. telefon ve bilgisayar uygulamaları aracılığıyla çevrelerimiz ve topluluklarımızla iletişim kurmak için çeşitli yöntemler kullanmak güvenliği tehlikeye atmadan sanal iletişime olanak tanır.

Belki de MS’li olmak bu duruma kolay alışmamı sağladı.

  • Zamanı iyi yönetin.

Her zaman yapılacak bir şey vardır ve istenen görevleri tamamlamak için yeterli zaman yoktur. Bazen gün 30 saat olsa bile yetmeyeceğini düşünürüm. Sokağa çıkma yasağı bana yapılacaklar listemdeki bazı öğelere odaklanma ve tamamlama zamanını ayırdı. Karmaşıklığı düzenlemek ve temizlemek için önemli miktarda zaman harcadım, başarılı olduğumu da inanıyorum. Projelerime ve yapılacaklar listeme daha fazla zaman ayırmak ve tamamlamak için zamanım olduğu için mutluyum.

  • Ailenizle zaman geçirin.

Oğluma vakit ayıramadığımı düşünüp üzülüyordum. Şimdi ise tam tersi, tüm zamanım onun, istediği her an oyun oynayabiliyoruz. Aile büyüklerimle görüşemesem de bana mutluluk veren şey..

Bildiğimiz gibi hayat artık değişti. COVID-19 bana hayatın kırılganlığını, işlerin ne kadar hızlı değişebileceğini ve birbirimize ne kadar bağlı olduğumuzu hatırlattı. Hareketlerimizin domino etkisi olduğunu kabul etmek uyanık bir gerçektir. Dileğim, güvende kalmak ve kaosun ortasında zamanın güzelliğinin tadını çıkarmak..


1 yorum

Çağatay Özerk · 16 Nisan 2020 13:44 tarihinde

Katılmamak ne mümkün… Pulse streoid hünlerinden alışkınız izolasyona ne de olsa… Umarım kısa zamanda sağlıkla sürdürülebilir dünya düzenine geçebiliriz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.